Röportajlar

Mini Röportaj: Ezel Akay

20 Ekim 2016
Paylaşım
0
Yorum
0
Melodi Tözüm
[TÜM YAZILARI]
16 Ocak 1988 yılında İstanbul’da doğdu. Henüz annesi Melike Tözüm'ün karnındayken, 1987 yılında babası yönetmen İrfan Tözüm'ün çektiği ‘Rumuz Goncagül’ sinema filminde ilk kez kamera karşısına çıktı. ...
[DEVAMINI OKU]

Filmleri, seçtiği dikkat çekici müzikleri, en ağır konuları bile masalsı anlatımıyla nakış gibi işleyişiyle Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden biri Ezel Akay. Nam-ı diğer Ezop. Bizler onu sinemacı, reklam yönetmeni, oyuncu ve yapımcı olarak tanıyoruz. Ama o aslında bir hikaye anlatıcısı, kendisini böyle tanımlıyor.

Ezel Akay; sinemacı, yardımcı yönetmen ve aynı zamanda Minion Mag yazarı Melodi Tözüm’ün, asistanlığını yaptığı ilk yönetmen. Kendisi için çok özel olan bu röportajı Minion Mag okuyucularıyla paylaştı.

ezel akay röportajı melodi tözüm

 

Tanımayanlar için Ezel Akay kimdir? Ne iş yapar?
Ben film anlatıcısıyım. Mesleğim o. Yönetmenlik sözü aslında bizim yaptığımız işi tam olarak açıklamıyor. Hiçbir şeyi yönetmiyoruz. Sette her şeyi talep eden tarafız diyebilirim. Çağdaş ve arkaik, yeni ve eski anlamıyla bir anlatıcılık benim yaptığım.

Ne zaman müziğe ve sinemaya ilgi duymaya başladınız? Küçüklüğünüzden beri böyle bir arzunuz var mıydı?
Ben, çocukluğumda aslında müthiş yetenekli olduğu halde, o yeteneklerinin meyvesini veremeden üç çocuk doğurmak zorunda kalmış bir anneyle büyüdüm. Çok fazla sanatsal kabiliyetleri olan bir insandı.

Biz de sanıyorum bu mirasla, üç kardeş olarak, ben dahil hepimiz müzikle uğraştık. Bir tanesi şu anda zaten Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinden Ender Akay. Diğeri de yine müziğiyle tanınan ama aslında heykeltıraşlık yapan Eren Kazım Akay.

 

Müzik tarafından bir şekilde zehirlendiğim için, yaptığım filmler müzikal olma meyiliyle gerçekleşti.

 

Ben biraz hızlı ilerlemek isteyen hiperaktif insanlardanım. Müzik biraz daha derin ve teorik bir eğitim gerektiriyordu. Kardeşim konservatuardan mezun oldu ama ben üniversite kulüpleri dışında hiçbir yerde müzik ile ilgili bir eğitim almadım. Ama bu süreçte müziği öğrendim. Müziğin bir hikâye anlatıcılığı alanı olduğunu, dramaturjik bir araç olduğunu, dramaturji sanatı olduğunu gitgide daha iyi anladım ve bana sonra yaptığım bütün işlerde, gerek sahnede, gerekse ekranda bu bilginin çok büyük faydası oldu. Hatta faydası olmasının da ötesinde müzik tarafından bir şekilde zehirlendiğim için, yaptığım filmler müzikal olma meyiliyle gerçekleşti.

Neden sinema?
Aslında sinema şart değil. Sinema, bir anlatıcının en büyük imkânları bulup en büyük kitleyi etkileyebileceği bir sanat dalı, yoksa ben dediğim gibi temelde anlatıcılığı seçtim. Benim için bu platform önce tiyatroydu, sonra sinema oldu. Sinemada gerçekten bütün diğer sanatları da kapsayan ve hiperaktif insanlar için gayet uygun olan bir alanlar bütünü var.

Yönetmen olmaya nasıl hazırladınız kendinizi?
Bilerek hazırlamadım. Ben 6 yaşında yuvadayken de rondo yaratıp rondo yönetiyordum, hatırlıyorum. Bu çok özel ve garip bir şekilde etrafındakilerin size bahşettiği bir şey. Aslında bir anlatıcılık yine. Kendiliğinden, çok doğal bir şekilde benden beklendiği için girdim bu işe.

Bir filmden beklentiniz nedir peki? Kişisel tatminin ötesinde, gişe veya eleştirmenlerin beğenisini önemsiyor musunuz?
Yalnızca bir tek şeyi önemsiyorum. Ve bu mesela kişisel tatmin değil, eleştirmenlerin eleştirisi de değil. “Etkilemek.” O filmle, o film etrafında kurulmuş düşüncenin seyirciyi etkilemesi benim en çok arzu ettiğim ve peşine düştüğüm şey.

 

 

Yönetmen Reha Erdem
Yönetmen Reha Erdem

 

Bizim jenerasyonun yönetmeni olarak Reha Erdem’i çok beğenirim.

 

Türk sinemasında beğendiğiniz isimler var mı?
Tabii ki var. Reha Erdem’i çok beğenirim bizim jenerasyonun yönetmeni olarak ama hayranı olduğum kimse yok maalesef.

Dünya sinemasında takip ettiğiniz ama aynı zamanda etkilendiğiniz isimler var mı?

Var evet, bir tane sinemacıyı kıskanıyorum. Hatta bugün düşünüyordum, çok garip ama mesela Christopher Nolan‘ı çok kıskanıyorum.

Dark Knight Rises

 

İlginçtir ben genelde hayranlık duyarım, kıskanmam; fakat o bir şey yapınca okumayayım, yine çok iyi bir şey çıkmıştır diye içimden geçtiğini hissediyorum.

Terry Gilliam
Terry Gilliam

Çok ilginç bir entelektüel düzeyde film yapıyor. Bir İngiliz entelektüelinin hafif Amerikanize olmuş hali ama fikrin sanata dönüşmesi beni çok ilgilendiriyor. İnsani bir problemle ilgili fikrin sinema sanatına dönüşmesi bütün sinemacıların yaptığı bir şey değil. Bu yüzden onu beğeniyorum. Terry Gilliam‘ı da severim, bir de Çinli yönetmen Zhang Yimou’yu çok beğeniyorum.

Zhang Yimou
Zhang Yimou

 

Film izlerken ilk kez duyup sonra filmin künyesinde ne olduğunu araştırdığınız şarkılar oldu mu?

Mustang SallyEvet oldu. The Commitments filmini şiddetle tavsiye ediyorum. The Commitments aynı zamanda müzik grubunun da adı zaten ama fiksiyon bir hikâye. Olağanüstü güzeldir. Cover parçalar da vardır Mustangs Sally gibi.

Bir İngiliz Britpop Rock grubunun macerası. Filmden sonra hemen şarkıların sözlerini aradığımı hatırlıyorum.

Sizin normal şartlarda hiç sevmeyeceğiniz bir filmi sırf müzikleri için sevdiğiniz ve yine sırf müzikleri için birden fazla izlediğiniz olmuş mudur? Hangi filmler?
Moulin RougeMesela The Commitments öyle. Filmin içi de çok güzel ama klişe bir içeriğe sahip o yüzden çok müthiş bir konusu var diyemeyiz. Klasik bir yükselen yıldız hikâyesi aslında ama müzikleri çok farklı hale getiriyor filmi. Yine aynı şekilde bence konusu gayet klişe ama çok iyi bir estetiği olan Moulin Rouge filmi ve bir de Chicago öyleydi. Filmin müzikleri, onları söyleyen şarkıcılar ve oyuncuları yüzünden seyretmeye değer filmler bunlar.

 

Quentin Tarantino

Quentin Tarantino filmleri ve müzikleri ile aranız nasıl?
Tarantino, hedefleri ve dünya görüşü açısından olağanüstü şiddet düşkünü ve karanlık bir dünyası olan bir adam. Yönettiği filmlerde ortaya çıkan anlatıcı karakteri nelerden haz alıyor veya neleri bize saldırtıyor onlara bakarak söylüyorum tabii, karakterini bilmiyorum. Filmlerinde kullandığı müzikler de bu tür bir enerjiyi ve şiddeti içeriyor ama filmlerine tek tek baktığımızda karakterleri birbirinden çok farklı olan müzisyenler tarafından yapılıyor. Orada olağanüstü bir müzik seçimi var. Bir de Amerikan kültürünün derinliklerinden toplanmış, başka bir Amerika’yı anlatan, içinden doğduğu kültürün derin ve başka taraflarını yansıtan filmler yapıyor Tarantino. Amerika’yı anlamak için mutlaka Tarantino’nun ve bir de Martin Luciano Scorsese‘inin filmlerini seyretmek lazım.

Diyelim ki Pedro Almodóvar, son filminde bizim coğrafyanın müzisyenleri ile çalışacakmış ve sizden öneriler istiyor. Hangi müzisyenleri önerirdiniz?
Gaye Su AkyolKlasik Türk müziğine benzeyen şarkılar yazıp söyleyen Gaye Su Akyol diye bir müzisyen var. Olağanüstü beğeniyorum kendisini. Yaptığı şarkıların çok garip sözleri var. Kesinlikle Klasik Türk müziği eğitimi almış bence çünkü makamsal bir havayla söylüyor şarkılarını ama garip bir Psychedelic Rock tarzı da var diyebilirim. Hemen onunla görüşmesini tavsiye ederdim. Mesela ben Bandista‘yla çalışmasını da önerirdim. Tabii bu öneriler çekeceği filmin konusuna göre değişkenlik gösterebilir. Biraz garip bir yöresellik, etnik bir tat arıyorsa Kardeş Türküler‘i tavsiye ederdim.

Okurken, sinemaya uyarlansa ve müziği de şu olsa dediğiniz bir roman oldu mu?
Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler diye bir romanı vardır. Ben o romanı okurken olduğu gibi bir sinema filmi olarak görebiliyorum. Mesela onun çok alaturka bir müziği olması gerektiğini düşünüyorum. Hikâyenin havası da öyle ilginç bir şekilde ki, müziğinin de çok ilginç bir makamsal senfonisi olabilir o yüzden. Doğu Anadolu’nun vurmalı sazlarının ağırlıklı olduğu eserleri kullanılabilir mesela.

İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabını film yapmak ister miydiniz?
Kitab-ül HiyelParam olsa çekerim çünkü biz İhsan Oktay Anar’la Puslu Kıtalar Atlas’ı için değil de Kitab-ül Hiyel üzerine anlaştık hatta üzerine çalıştık da.

Kitab-ül Hiyel özellikle bütünüyle sinema filmi olsun diye yazılmışa benzeyen bir eser. Mesela onun çok modern bir müziği olmalı. Hikâyesinin çok genç, çok ilginç bir tarafı var o yüzden hastalıklı bir müziğinin, bir soundtrack’inin olması gerekir.

Günümüzün cesur yönetmenleri hangi cesur müzisyenlerle çalışırsa ortaya çok güzel bir iş çıkabilir?
Günümüzün cesur yönetmeni sayabileceğimiz Yavuz Turgul, Erkan Oğur’la çalıştı mesela Eşkiya’da. Gerçekten Erkan Oğur bir filme yeni ve garip bir ruh katabilecek ender müzisyenlerden bir tanesi. Ben Ender Akay ve Sunay Özgür’ü de bu açıdan çok beğenirim. Onlarda çok yaratıcıdırlar ve dünya müziğine, yerel müziğe çok hâkimdirler.

Sinemada; sizin konumunuzda olan bildiğim başka çok fazla isim yok. Yönetmen olarak çeşitli alanlarda yapıtlar ürettiniz, üretiyorsunuz. Söyleyecek sözünüz, anlatacak hikâyeleriniz var. Peki, hangi alanda söz söyleyeceğinizi neye göre belirliyorsunuz?
Talebe göre. Aslında; minik bir talep, bir soru doğması lazım. Ben en çok sorularla kafası çalışmaya başlayan biriyimdir. Çok büyük ihtimalle bu da hiperaktif bir gençlik geçirmiş olmamın sonucu. Bugün bakıyorum benim oğlum da aynı durumda. On sekiz yaşında, bir doksan boyunda, kırk altı numara pabuçlu bir yaratığa dönüştü.

EZEL AKAY & HASAN AKAY-- BABA - OĞUL
Ezel Akay ve oğlu Hasan Akay

Mesela çok dertliyim onunla ilgili olarak. Konsantrasyonu düşük, ders çalışmıyor, vs. Bir o kadar da içten bir insandır öte yandan. Ona da sordum, niye bu kadar unutkansın, niye böyle dağınıksın diye. Durdu, düşündü, bana içten bir cevap vermesi gerektiğine karar verdi. “Ben aynı anda beş altı tane şeyi birden düşünüyorum, aklım bir ona gidiyor bir buna, bazen yürüdüğümü unutuyorum.” dedi. Şimdi bu bana benim çocukluğumu hatırlattı bir parça.
7 Kocalı Hürmüz

Ben en iyi, cevap bekleyen sorunlar ile uğraşırken işe yarıyorum. Aynı şekilde herhangi bir hikâye anlatmak için yola çıkamıyorum, bir soruya cevap veren bir hikâye tasarlarsam tasarlayabiliyorum veya elime bir senaryo gelip, bir film çekmem istendiyse benden, ben orada hangi soruya cevap vereceğime karar vermeye çalışıyorum. 7 Kocalı Hürmüz‘de filmin kendisinin aslında bir cevap olduğuna karar verdim. Öyle bir dönemde çektik ki biz onu, kadın erkek meselesinin Türkiye’de geldiği çok önemli bir nokta var artık. Yani muhafazakârlar, başörtülüler, başını örtmeyenler, ateistler, dinciler, dindarlar hepsinin kadına bakışıyla ilgili bir nokta geldi, yani bir yer var, onu aşacağız ama orada zorlanıyoruz. Onun bir cevabı olarak gördüğüm anda filmi çekmeye karar verdim zaten. Yedi kocası olan bir kadın yani.

Yeni bir projeniz var mı?
Tabii bir sürü var ama ben yapımcılığı bıraktığım için projelere para yaratmam biraz zorlaşıyor. Birileri bana gelse de projemi göstersem daha rahat edeceğim. Onun için projelerimi realize etmek daha zorlaştı artık ama iki üç tane iş var gündemimde.

Müzikal film çekmeyi düşünüyor musunuz?
Truman Capote’un bir öyküsünden bir hikâye vardı aklımda da, benim yazdığım bir senaryo, onu müzikal yapalım diye konuştuk ama daha kesin değil.

Birçok insan bilmez sizin reklam filmleri çektiğinizi. O nasıl bir dünya, anlatır mısınız?
Tabii. Devamlı çekiyorum, oradan kazanıyorum paramı. O sanat değil, o bir zanaat, kesinlikle içinden sanatın olduğu gibi çıkartıldığı, sanatı taklit eden, bu yüzden de çok çeşitli stillerde film çekmeyi gerektiren bir disiplin.

Reklam filmi yönetmenlerinin aslında hepsi farklı tarzda olan birçok yönetmenin bir araya gelmiş halidir. Yani aksiyon filmi yönetmeni, romantik film yönetmeni, müzikal film yönetmeni: bunların hepsini tek bir yönetmenin yapması beklenir reklamda. Proje denk geldikçe, o açıdan eğiticidir ama sonuçta gerçekten tarihe kalmayacak hatta dünyaya da biraz da zarar veren, bir ideolojinin yaygınlaşmasına neden olan işlerden biridir. Mümkün olduğu kadar bunu bir ticaret olarak, bir iletişim pazarlaması olarak görüp hiç sanatla karıştırmamak lazım. O zaman biraz daha ahlaklı bir zeminde yürüyebilirsin reklam çekerken.

Restoran açmak nereden aklınıza geldi?
Aşçılık yapmak istediğim için açtım. Aşçılık ile yönetmenlik aynı şey. Onda da hikâye anlatıyorsun, birisine bir şey sunuyorsun haz vermek için. Haz alırsa seviniyorsun, haz almazlarsa depresyona giriyorsun. Toplumsal bir iş, onun için çok zevkli. Ben çocukluğumdan beri yaparım.

Yönetmen adaylarına neler söylemek istersiniz?
Yönetmen olmak için yapılması gereken çok önemli bir şey var: film çekmek. Başka hiçbir şeyle vakit kaybetmeden, tabii bir yandan eğitim almak, okumak, etmek, bakmak, seyretmek ama mutlaka ve mutlaka film çekmek gerekiyor. Şimdi cep telefonuyla bile film çekebilirsiniz. Hikâye anlatmak istiyorsanız, teknik ikinci plandadır. Estetik bambaşka yerlerden sağlanabilir. Bazen sadece kurguyla, görüntü kalitesi hiç iyi olmaksızın ama kurgu sayesinde müthiş sinema eserleri yapmak mümkündür. Dolayısıyla hemen film çekmeyi denesinler. Benim tavsiyem bu.