Röportajlar

Dünya Benim Evim: Gezgin Bir Aile

27 Şubat 2017
Paylaşım
0
Yorum
0
Tuğba Başyiğit Babaoğlu
dinamikanne
[TÜM YAZILARI]
Üç kere yeniden doğdum ben diyor. Ciğeri sönüp 20 gün boyunca acılı bir hastane sürecinin ardından ölüme çelme taktıktan sonra hayata bakış açısı değişiyor. Daha mutlu, anın tadını çıkaran bir Tuğba'y...
[DEVAMINI OKU]

Ben onu instagram’da tanıdım. Sürekli yaz modundaki fotoğrafları, rengârenk giysileri, dışarıya taşan huzur ve aşk dolu fotoğrafları ile “hadi kalk yaz geldi!” hissi veriyor insana.

Berrak, ailesi ile birlikte ânı yaşayan ve bunu gösteren insanlardan.

Pek çok düşüncemiz aynı. O yapabilen, ben kalabilenlerdenim.

Hayatımda dört abla, anne ve baba olunca, minik kaçamaklara büyük hayaller sığdırırken ben; Berrak cebinde hayalleri, çoktan valiziyle yola koyulmuş bile.

İşte dünya benim evim diyenlerden sevgili Berrak ile yaptığımız çok keyifli röportaj.

Umarım tüm dileklerin gerçek olur…

 

Seni tanıyabilir miyiz?

Bir kaçak, doğa aşığı, yaz kovalayıcı. (Gülümsüyor) Aşka aşık, bazen inatçı, bazen neşeli, bazen hüzünlü bir bulut, kafasına taktığını yapmaya inat eden bir koç kadını. Anne, sevgili, eğlenmeye bayılan, gezmeyi, yemek yemeyi ve fotoğraf çekmeyi seven…

Biraz da tembelim. Mutfağa gitmeye üşenirim ama otuz sekiz saat yolda olmaya üşenmem. Kafam biraz dağınıktır ama istersem çok net olabilirim. Çabuk sinirlenir, anında unuturum. En sevdiğim yer kum ve su kenarı. Bolca da ağaç, orman, toprak…

 

traveller of family röportajı mnion mag

 

Eşinle nasıl tanıştın? Nereli?

Kendisi ile bence dünyanın en güzel yerlerinden birinde, Kelebekler Vadisi’nde tanıştık.
Bu bağlamda çok özel bir yer ve çok özel bir aşk benim için. Üç gün için gidip üç ay kaldığım, şehirden ilk uzun kaçışımdı. Sene 2005…

Hayatımın o döneminde yapmak istemediğim şeyler yapıyordum. Okula gitmek, şehirde yaşamak, tuhaf ilişkiler… Bana doğa lazımdı. Deniz, güneş, kum… Her şey o zaman başladı aslında. Senelerce Bozcaada’da kamp yaptım yazları. Kelebekler Vadisi bana hem o ruhu, o enerjiyi anımsattı hem de çok aşık oldum. Doğaya, denize, vadiye, geceye, güneşe… Adama… (Gülümsüyor)

Kendisi Türk. O da şehirde yaşamayı çoktan bırakmış, hayatı doya doya yaşayabilen birisi. Aşk bu; minnacık çadırda aylar geçirdik her yaz, senelerce. Ayağımız ılık kumlarda, tenimiz tuzlu, geceler romantik… (Gülüyor)

 

minion mag röportajı dünya benim evim

 

Sürekli yaz modunda olmak nasıl bir duygu?

Hiç bitmeyen bir rüya gibi! Üşümekten hoşlanmıyorum. Kış da yaşanır gerekirse ama öyle bir gereklilik istemiyorum açıkçası. Bu sene Ocak ayında Nepal’deydik ve donduk. Ayrıca Yaz mevsimi ekonomik. Çok kıyafet almıyorsun, istersen iki etekle bile geçer hayat. Hep içimde bikini var, bikini seviyorum.

 

 

Türkiye ve Hindistan arasında mekik dokuyorsun. Bu şekilde yaşama kararını nasıl aldın?

Tüm sebebi az önce bahsettiğim o yaz rüyası. Türkiye’de sezon bitince Hindistan’da başlıyor. Sene 2008, sevgilimle dört buçuk aylık bir Hindistan gezisine çıktık. Daha önce Interrail yapmıştım ama Asya başkaydı. İşte bu ülkeye de o zaman aşık oldum. Sebebini bilmiyorum, havasını, toprağını özlemişim. Geçmişten belki, kim bilir… Şu an böyle hissediyorum. Elimde olsa hep kalırım ama bürokratik engeller yok değil.

 

Bu ülkede iyi hissediyorum, enerjisini seviyorum. Aslında sınırlar olmadan dünya çok güzel. Her kara parçası başka bir dünya, başka bir hikaye. Ben ülkelerin enerjilerine inanıyorum. Hindistan’ın enerjisi ise çok güzel. Sıcak, mistik, bazen zor, kaotik… Bitmeyen bir macera… ‘Bu şekilde yaşama kararı almak’ değil de, şu anda hayatın akışında bu şekilde yer almak diyelim.

 

Çocuğun ne zaman, nasıl dünyaya geldi?

Kızım 2011 senesinde, Bodrum’da, suda doğumla dünyaya geldi. Doğumun zor olduğuna inanmıyorum. Yanımda eşim, romantik bir doğum anımsıyorum. İkimiz de suyu çok sevdiğimizden tam isabet oldu. Doktor da süperdi, hiç karışmadı. Sakin ve rahat bir gece doğumuydu.

Onun için iki ülke arasında sürekli gidip gelmek nasıl bir duygu? Bunu konuşuyor musunuz?

Gezmeyi seviyor. Tek sorun, babasını özlüyor çünkü işi gereği sürekli birlikte değiliz. Macerayı ve yeni şeyleri seviyor. Küçükken daha kolaydı hatta. Şimdi büyüyor ve ileride çok yer değiştirmek istemezse saygı duyarım. Kim bilir, belki de tam tersi olacak, sürekli gezmek isteyecek… Ben de yirmi üç sene aynı yerde yaşadım ve bundan pek de hoşlanmıyordum. Dünyada barış olduğu sürece gezmenin bir yolu bulunur.

Başka ülkelerde de bulunduk, sadece iki ülkeyle sınırlı kalmıyoruz. Özlemleri oluyor. Çok ev değiştirdiğimiz için keşke karavanımız veya teknemiz olsa diyor. O zaman evimizle gezerdik…

 

 

İki ülke arasında gezerken hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz? Benim en merak ettiğim ve farklı hayatlar yaşayabilmek için herkese ilham olacağını düşündüğüm bir soru bu.

Özel bir soru ama genel cevaplayacağım.

Çalışıyoruz bir şekilde. İnsan isterse her şekilde hayatta kalır. Mesela ikinci arabanın kredisi, binlerce TL’lik telefonlar, hiç kullanılmayan tabak çanaklar, giyilmeyen giysiler, gereksiz kuaför masrafları, televizyon, elektronikler… Tabii ki hepimizin ihtiyaçları var ama bu kadar çok mu? Bunu düşünüyorum. Tüketim çılgınlığı, evet. Daha çok tüketmek için daha çok çalışmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

Bir sanatçı, mesela bir dansçı, dünyanın her yerinde çalışabilir. Bir şeyler satmak, yaratmak, müzik yapmak, bulunulan ülkenin imkanları ve koşullarına bağlı pek çok etken var para kazanmak için. Online işler var.

Eşim kaptan ve işini çok seviyor, çok da iyi yaptığına eminim. İşi zor ama esnek. Ben de daha esnek seçenekler yaratmaya çalışıyorum kendime. Yaratıyorum da… Pek çok projem var. Hepsi başarılı olmasa da bazı fikirlerim var. (Gülümsüyor) Traveller Butik bu projelerimden biri mesela. Yazı yazarak ve fotoğraf çekerek gerçekleştirmek istediğim bir projem de vardı ama ekipman eksikliği ve zaman yaratamamam sebebiyle biraz erteledim.

 

 

Farklı ülkelerde yaşarken adaptasyon süreci nasıl oluyor? Her seferinde farklı arkadaşlıklar mı oluyor yoksa hep aynı yerde mi yaşıyorsunuz?

Kızım ilk kez üç yaşındayken geldi Hindistan’a. Şu an kreş ve ilkokul 1, bizim anasınıfı muadili. Aynı yerdeyiz çünkü burayı çok seviyorum. Buradan istediğimiz yerlere gitmek de kolay hem madden hem mânen. Mesela Hint trenleri harika, yurtdışı Asya uçuşları ucuz… Lokasyon olarak muhteşem bence.

Adaptasyonda pek sorun yaşamadık. Bu sene biraz daha sorguladı çünkü yazı yazmak, matematik gibi şeyler girdi hayatına. Hem de anadili dışında bir dilde; İngilizce. Şu an için Hintçe öğrenmesi zor ama zaten herkes İngilizce konuşabiliyor. Okulunda birçok ülkeden öğrenci var ve sabit arkadaşları da var. Farklılıklar bence güzel, onun açısından ise bazen zor olabiliyor, biliyorum.

 

 

Bu şekilde yaşarken çevrenin tepkisi ne oluyor? Annenler gitme evladım, torunumuzu özlüyoruz diyorlar mı mesela?

Hayır; çünkü ben hep böyleydim. Beni tanıyorlar ve bende mantık aranmıyor genelde. Bilemiyorum. Tabii ki özlüyorlar, özlüyoruz ama mutlu olmamız daha önemli. Bugün buradayız, yarın bilinmez. Hem zaten altı ayda bir geliyoruz Türkiye’ye. Belli periyodlarda olmak üzere bir düzenimiz var aslında. Karmaşa içerisindeki düzeni severim ben. Şu an sürekli aynı yerde yaşamak istemiyorum ve bu da bir düzen esasında. Belki birkaç sene sonra yeter artık deyip dururuz veya yapmak istediğim projeler iyi giderse, ailecek dünyayı gezme hayalim baki. Çocukla her şekilde yolda, uzun yıllar sürecek bir yaşam diliyorum.

Arkadaşlarım da alışkın, bir şey yaptığımda veya bir yere gidiyorum ben dediğimde şaşırmıyorlar. Zaten kafaya taktıysam er ya da geç yaparım, biliyorlar.

Kızım anneannesini çok özlüyor, bu konuda biraz üzgünüm. Ama en fazla altı ay sürüyor bu özlem. İstanbul’da iş ve ev arasında harala gürele koştururken de ayrı kalacaktık sonuçta.

Hayat bu, ne seçersen seç mükemmel diye bir şey yok. Mükemmel olan şey anın kendisi. Ânı huzurla yaşıyorsan ve her nerede olursan ol, o an mutluysan orada zaman durabilir. İşte mükemmellik bu olabilir.

 

Hayat bu, ne seçersen seç mükemmel diye bir şey yok. Mükemmel olan şey anın kendisi. Ânı huzurla yaşıyorsan ve her nerede olursan ol, o an mutluysan, orada zaman durabilir. İşte mükemmellik bu olabilir.

 

Özlem duyuyor musun? Bu duygu ile nasıl baş ediyorsun?

Özlem sadece aileme karşı süreli gelişen bir his. Belki expat gibi mecburi olarak bir ülkeye gitsek ve ailemi istediğimde göremesem özlem duyarım. Senelerce uzak kalmadık henüz.

İnsanlar dışında, yiyecek özlemi vs. derseniz; her sene azalıyor ama insan gecenin bir körü dilli kaşarlı ya da içli köfte, dolma falan isteyebiliyor. Burda et az ve iyi değil. Tabii ki peynir yok, zeytin yok. Yine de yemeklerini de seviyorum buranın. Gittiğim her ülkeye uyarım, herkes ne yiyorsa yerim.

Çocuğun okula gidiyor mu? Gelecekte nasıl bir eğitim hayatı planlıyorsun?

Planlamıyoruz. (Gülüyor) Okula gidiyor, evet. Türkiye’de, Bodrum’da da gitti bir süre. Üç senedir de burada. Yabancı bir okulda okusun istedik. Şu an 6 yaşına girmesine iki ay kaldı. Görerek öğrensin, gezerek tanısın istedik. Muadilini bizim ülkemizde bulamadık. Geleceği bilmiyoruz, zamanı gelince oluyor.

Hangi dilleri konuşuyor?

İngilizce ve Türkçe şimdilik.

 

 

Çocuklukta rutinler önemlidir, aynı arkadaşlar, aynı çevre gibi… Bu kadar değişiklik karşısında çocuğunun tepkisi nasıl?

Rutinler önemli mi, emin değilim ama hayatımızda rutinler var. Geniş bir skalada ama bir döngü var. Altı ay boyunca neredeyse her gün sabah kalkıp okula gidiyor. On bir – on iki ay boyunca yüzmek de bir rutin.
Daha yolun başındayız. Beş aylık olduğundan beri geziyoruz, sevdiğini düşünüyorum. Arkadaş konusu zor belki, ama bu sene o da oturur gibi. Türkiye’de de Hindistan’da da artık özel arkadaşları var. Hatta bizim gibi olan Türk bir çocuk bile var.

 

 

Gelecekle ilgili hayallerinden bizimle paylaşmak istediğin var mı?

Dünyayı gezmek. Dönmemecesine, evim dünya olmuşçasına… Sevgilimle ve kızımla…
Beğendiğimiz yerde, mesela üç sene kalalım, sonra başka ülkeye gidip üç ay kalıp bir diğerine gidelim. Bu hep böyle devam etsin.

Karavan demiştim, muhteşem olmaz mı? Ama kendimiz yapalım. Bir de harika bir atölyemiz olsun, istediğimizi tasarlayabilelim. Eşim müzik aleti yapsın. Ben Taki yapayım… Temelde huzurlu, sağlıklı ve gezmeli bir hayal. Bir yerde kurulu bir evimiz olmasın. Evimiz hep bizimle olsun daha doğrusu. Kaplumbağa gibi… (Gülüyor)

Dediğim gibi; ütopik projelerim de yolda benimle gelsin, hayat bulsun. Sürprizleri severim.

Hayat felsefen nedir?

Sab Kuch Milega – Her şey mümkün. Bir Hint deyişi. Ve bir de, mutluluk ve huzur…

Seni nereden takip edebilirler?

Instagram: traveloverfamily
Blog: https://gezginbiraile.com/