Röportajlar

Dünya Benim Evim: Babalar da Anlar

18 Haziran 2017
Paylaşım
0
Yorum
0
Tuğba Başyiğit Babaoğlu
dinamikanne
[TÜM YAZILARI]
Üç kere yeniden doğdum ben diyor. Ciğeri sönüp 20 gün boyunca acılı bir hastane sürecinin ardından ölüme çelme taktıktan sonra hayata bakış açısı değişiyor. Daha mutlu, anın tadını çıkaran bir Tuğba'y...
[DEVAMINI OKU]

Sevgili Ayhan’ı instagram’dan tanıyorum. Uzun süredir takip ediyoruz birbirimizi. Türkiye’de yaşadığı dönemde oturduğumuz semtler birbirine çok yakındı. Hem oğlunun yeni yaşı vesilesiyle hem de yeni bir dünya macerasına atılacakları için bir parti vermişti ama bu partiye katılamamıştım.

Birebir tanışamadık yani.

Kim bilir, belki de Brezilya’da bir kahve içme imkanımız olur…

Çok etkileyici ve keyifli bir hikayesi var. “Hadi durma, yola çık!” hissiyatını kalbinizin en derinliklerinde hissedeceğiniz cinsten.

Ayhan Yalçınkaya’yı tanıyabilir miyiz? Kaç yaşındasın? Mesleğin nedir?

Otuz beş yaşında, evli ve bir çocuk babasıyım. Kariyer yapmakla ilgilenmediğimden dolayı bir mesleğim olmadı. Dolayısıyla bir mesleğin insanı olmadım. Yarım bıraktığım güzel sanatlar ve gazetecilik eğitimim var. Ama genel olarak iletişim, empati ve yabancı dillerle ilgili tecrübelerim farklı ülkelerde yaşamam ve geçimimi sağlamam için yardımcı oldu. Halen de olmakta…

Hayata bakış açın nasıl?

“To do is to know – Yapmak bilmektir.” Yaşamımın temeli ailem ve bir baba olmaya bakış açımı en iyi bu deyim anlatıyor.

 

 

Eşinle nasıl tanıştın?

Eşimle Kanada’da tanıştık. Ağırlıkla Güney Amerika, İtalyan, Portekiz ve İspanyol nüfusun yaşadığı, sosyalleştiği bir semtte ikimiz de bir İtalyan restoranda yarı zamanlı çalışıyorduk. Orada tanıştık ve sonrasında devam ettik. Birlikteliğimiz bize yol oldu ve halen o yolda yürüyoruz.

 

Şu anda hangi ülkedesin? Ne zaman gittin?

Yaklaşık altı aydır Brezilya’da yaşıyoruz. Eşimin isteği üzerine Kanada sonrası Türkiye’ye taşınmıştık. Beş yıl İstanbul’da yaşadık. Oğlumun doğumundan sonra benim isteğim üzerine Brezilya’ya taşındık. Türkiye’deyken hemen her yıl tatile geliyorduk. Bu defa temelli taşındık.

Bu şekilde yaşama kararını nasıl aldın?

Oğlum doğmadan önce ideal gördüğüm, çok istediğim ama “emekli olduktan sonra” diyerek ihmal ettiğim şeyler vardı; daha yavaş bir yaşam. Daha sade bir yaşam. Siyasetin, dev şirketlerin, markaların, arabaların, paranın, savaşın, koşturmacanın etkilerinin çok daha az olduğu bir yaşam. Oğlum olduktan sonra bu fikirler “Hemen, şimdi olmalı.” formunu aldı.

 

Dünyaya gelen bir bebeği, yeni bir ülkede yeni bir yaşama başlayan birine benzetiyorum; merakla, başlangıçta ne görürse, ne yaşarsa ülkeyi öyle bir yer olarak görür. O yaşama adapte olur.

“Nasıl başlarsa öyle gider.” derler ya onun gibi. Oğlumun, hayat bulduğu bu gezegeni büyük şehir koşturmacalarından ibaret bir yer olarak benimsemesini istemedim. Eşimin de onayı ve desteği ile burada, Bahia eyaletinde küçük bir kasabada yeni yaşamımıza başladık.

Çocuğun ne zaman, nasıl dünyaya geldi?

Oğlumuz 15 Eylül 2015 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Eşimin kesin kararı olarak anestezisiz normal doğum oldu. Normal doğumu ben de çok istiyordum. Ama anestezi olmaması beni korkutmadı değil. Yine de bebeğimizi taşıyan oydu ve konu onun vücuduydu. Bana, endişelensem dahi, sadece onun kararına saygı göstermek düşerdi. Öyle de yaptım.

 

 

İki ülke arasında gezerken hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?

Yaşadığım hayat sebebiyle uzmanlaştığım alan kültürlerarası iletişim oldu. Başka bir ülkeye uzun veya kısa süreli göç konusunda insanlara kültürel farklılıklar, kültür şoku ve adaptasyon ile ilgili freelance danışmanlık veriyorum. İş, eğitim veya evlilik sebebiyle başka bir ülkede yaşayacak insanların faydalandığı bir konu. Ayrıca ağırlıkla yabancı müşterilere servis sunan şirketlerin çalışanları için de önemli. Ülkemizde henüz çok bilinen bir alan değil. Fakat burada talep ve ilgi çok daha fazla.

Öte yandan burada henüz çok yeniyiz. Portekizce bilgim böyle hassas konular için yeterli değil. Şu an İngilizce ile sınırlıyım. Öğrendikçe, burada yaşadıkça buranın kapasitemiz dahilinde bize sunacağı fırsatlarla karşılaşacağız.

Adaptasyon süreci nasıl oluyor? Her seferinde farklı arkadaşlıklar mı oluyor yoksa hep aynı yerde mi yaşıyorsunuz?

Adaptasyon her defasında zordur. Bu, yeni ülkeye ne için ve nasıl gittiğine göre değişir. İster üç ay ister üç veya beş yıl için gidiyor olun; sonuçta bir plan dahilinde gidiyorsunuzdur ve döneceğinizi, ne zaman döneceğinizi bilmek adaptasyonu kolaylaştırır. En zor tecrübeyi, tıpkı bizim gibi, tek yön bilet alıp gidenler yaşar. Hiç dönmeyeceğinizi ya da dönüp dönmeyeceğinizi bilmeden gitmek bu evreyi daha da zor kılar. Daha önce kaç defa tecrübe etmiş olursanız olun, her defasında zorlukları var.

Öte yandan, eşimin Brezilyalı oluşu kolaylıklar sağladığı gibi zorluklar da yaratıyor. Uzun süre sonra kendi ülkenize döndüğünüzde bile adapte olmak biraz zaman alır. Hatırlıyorum, on yılın ardından 2012’de Türkiye’ye döndüğümde bir süre zorluk çekmiştim. Şimdi, iki yıl Kanada ve beş yıl Türkiye tecrübesinin ardından bir benzerini eşim yaşıyor. Benim desteğime ve zamana ihtiyaç duyuyor.

Ve her gidiş, belki bir daha hiç görmeyeceğiniz güzel dostlukları, yerleri ve anıları geride bıraktırır.

Kararımıza, tercihlerimize ve yaşam biçimimize saygı duyanlarla, bizi destekleyenlerle bağımız sevgi bağı. Sevginin kurduğu bağ uzakta da, yakında da hatta bu dünyadan göçenlerle bile eskimeyen, yıpranmayan güçlü bir bağdır.

 

Bu şekilde yaşarken çevrenin tepkisi ne oluyor? Ailen gitme evladım, torunumuzu özlüyoruz diyorlar mı mesela?

Özellikle geniş aileden tepki verenler, yargılayanlar, yadırgayanlar oldu tabii. Gönülden destekleyenler, saygı duyanlar olduğu gibi… Ama bu benim ve eşimin kararlarıyla şekillenen bize ait bir yaşam. Beni, bizi yargılayanlar; biz Türkiye’deyken de pek hayatımızın içinde değillerdi, uzaktayken de değiller. Bağ sözcüğünün taşıdığı o güzel anlam gibi; Kararımıza, tercihlerimize ve yaşam biçimimize saygı duyanlarla, bizi destekleyenlerle bağımız sevgi bağı. Sevginin kurduğu bağ uzakta da, yakında da hatta bu dünyadan göçenlerle bile eskimeyen, yıpranmayan güçlü bir bağdır.

Özlem duyuyor musun? Bu duyguyla nasıl baş ediyorsun?

Özlem, böyle durumlarda gerçekten oynaması tehlikeli ateş gibi. Fakat böyle önemli kararlar bu duygunun kontrolünü gerektirir. Deniz Kuvvetleri’nden emekli babamın sivil şirketlerde kaptanlık yapmasıyla birlikte başlayan özlem ailemi zaten hiç bırakmadı. Babamızı özleyerek ve bekleyerek büyüdük. Bu bize özlemi nasıl kontrol edeceğimizi de öğretti. İletişim araçları herkesin olduğu gibi bizim de vazgeçilmezlerimizden oldu.

 

 

Bizler de dahil çevremizdeki herkes hayatlarını güzel kılan, yapmayı sevdiği şeyleri okul dışında öğreniyor. Oğlumuzun onca yılını, emeğini ve masrafını okul yerine, kendi yaparak ve yaşayarak bulması için harcamak istiyoruz.

Çocuğun için gelecekte nasıl bir eğitim hayatı planlıyorsun?

Halen netlik kazanmamış olmakla birlikte, oğlum için okulsuz eğitim istiyoruz. İnsanın önce ebeveynlerinden, ardından yaşayarak öğrenmeye programlı olduğuna inanıyorum. İşini severek yapan insanların yanında, işini aşkla yapmanın ne demek olduğunu ve nasıl yapıldığını usta-çırak sistemiyle öğrenmesini ön görüyoruz. Bizler de dahil çevremizdeki herkes hayatlarını güzel kılan, yapmayı sevdiği şeyleri okul dışında öğreniyor. Oğlumuzun onca yılını, emeğini ve masrafını okul yerine, kendi yaparak ve yaşayarak bulması için harcamak istiyoruz.

 

 

Nasıl bir kültür ile yetiştirmeyi düşünüyorsun?

Çocuğumuzu zaten bir kültür ile yetiştirmeye başladık. Üçüncü haftadan itibaren kendi yatağında kendi odasında uyumaya başladı. Bu, herkesin öyle yapıyor olması değil, kendi başına bir birey olduğu bilincini kazanması adına attığımız ilk adımdı. Büyüdükçe bu bilince daha fazla varması için çaba göstereceğiz. Onu hayat arkadaşımız olarak seviyoruz. Tek sorumluluğu kendisine, kendi kararlarına ve kendi yaşantısınadır. Umuyoruz ki onu dünyaya getiren kıvılcımın sevgi olduğunu, sadece Türkiye ya da sadece Brezilya değil, bütün dünyanın onun evi olduğunu ve bu evi ısıtan şeyin ‘sevgi’ olduğunu anlar ve bunun bilinciyle yaşar.

 

 

Gelecekle ilgili bizimle paylaşabileceğin hayallerin var mı?

Yirmi yaşımdan beri çocukluk hayalimi ve çok daha fazlasını yaşıyorum. Kendimi olumsuzluklardan, endişe, korku benzeri kötü alışkanlıklardan uzak tuttuğum için, kendime inandığım, güvendiğim için çok mutluyum. İnsanlara verdiğim destek ve sevgi, aldığım destek ve sevgi için çok mutluyum. Uzun ya da çok kısa süreli tanıdığım herkesle geçirdiğim her an için çok mutlu ve minnettarım. Gelecek için dileğim aynı şekilde bu hayata devam etmek.

 

 

Hadi, biraz da “en”lerinden bahsedelim. En sevdiğin şehir, en sevdiğin yemek ve en sevdiğin şarkı nedir?

Hayatımda “en” ler yok. Sevdiğim her şeyi aynı sevdim. Şehirler dersek; Yeni Zelanda’da Auckland, Alaska, Abd’de Seattle, Kanada’da Victoria ve Quebec, Meksika’da Acapulco ve Zihuatanojo, Brezilya’da Bahia’yı görmüş ve yaşamış olmaktan, 20’li yaşlarımı burada saydığım ve saymadığım yerlerde bulunarak geçirmiş olmaktan çok mutluyum.

Seni nereden takip edebilirler?

Oğlumla olan ilişkime yer verdiğim Dünya Notları adresli blogum var. Aynı yazıları @babalardaanlar instagram ve @babalardaanlar facebook sayfamda paylaşıyorum.